DÜŞTÜK ARDINA, ADININ AŞKINA

EY GÜL YÜZLÜ GÜZEL!

Bilir misin sevenlerin ne haldedir? Yağmur damlalarının usul usul çiselerken ki ferahlığını, 1400 yıl bahar öncesinden taşıyan ruhlar hissettik ya doğduğumuz gün kulaklarımıza okunan ezanlarda biz.. Ve günlerden bir gün, ebedi kurtuluşa çağrını duyduk ya sinelerimizde. Hani zaten görür görmez aşık oluvermiştik, Kalu Bela da ümmetini okşayan nazarlarına..

Anlatamadık ne kendimize ne başkalarına yüreğimizin dilini..Ancak bir gülün açışını görünce şebnemlerin serinliğinde, ya da seherde şakıyan bülbülleri dinleyince, bir garip buğu doldu gözlerimize Sen den ayrılığın tarifsiz hüznünde..Dudaklarımızda anlamı sırlı bir gülümseyiş, gözlerimizde bir kutlu özlemle bakakaldık ya seyrine ardından izlerinin..

Onca düğümü çözmeye çalışırken ki heveslerimiz, hayatın boynuna takılan renkli boncuklar gibi gözlerimizi aldı ya.. Avuçlarımızdan dökülen zamana şaşıp da bakarkenki çocukluğumuzla “neydi, ne değildi?” diye geçiveriyordu hayatımız. Hani bir garip oyuncaklarla doldurduk ya kucaklarımızı ve böyle yaşayıp gidiyorduk ya hep..

Bir gün ama bir gün, bir çiçek çaldı gafleti delip de gönül kapımızı, ya da bir sessiz ölüm haberinin fısıltısı. O zaman Sen’i umduk yanımızda.. Işığa üşüşen pervanelere döndük aydınlığında. Can havliyle Sen’in öğrettiğin kelimeleri aradık dağarcığımızda. Bir bilinmez hazinenin anahtarı oldu her kelimen. Varlığımızın sebebini anlamak üzere kurulduğunu gördük kainat çarkının. Ezberlenmiş isimler dilimize yapışmaktan öteye geçemezken içtik manalarını ellerinden.. İçtikçe susadık, susadıkça içtik, içtikçe kandık..

Derinlere en derinlere girdi her nefesin gönül toprağımızda. Tohum oldu her sözün, ekildi içimize bereketinle. Sonra duaların ve aminlerimiz birleşti. Nisan oldu mevsimi yağmurların. Yağdı yağdı yağdı.. Suya konan her tohum çatlayıp bir kutlu Tuba ya döndü. Salındı meyveleri, adı: güzellik, sevgi , merhamet, cömertlik olan.. Yaradanın ahlakına özendi her kul Sen’in aynanda..

“Yaradan dost, Yaradan Vedud, Yaradan Rahman dedin ya. Silindi gözlerimizden cennet ve cehennem. Silindi O’ndan gayrı ne varsa. Bir O, bir tek O..

Yerimizde duramaz olduk, miraçlara yollandık aydınlığında. Öğrettiğin her isim, bir nefes oldu kutlu yolculuğumuzda. Ne güzel miraçtı bu, ne nurlu bir yoldu bu Yarabbi! Karınca bir adım, ağaçlar bir adım, yeryüzü bir adım, yıldızlar bir adım, feza bir adım… Ve gönül hepsinden de koca bir adım. Önde Sen giderken ışığının eteğine yapıştık biz; milyonlarca el. Cesaret alıp da Rabbin Habibi oluşundan haykırdık sidretul munteha da:
Ya Rab! Biz de sevdik Sen’i!
Kimimiz ağladı ağladı, gözyaşlarından Ummanlara dönerken bağrı. Kimimiz hayretle gülümsedi elele tutuşup güneşle ve ayla. Kimimiz her mahlukun tavafını sezip sonra özenip semalara kalktı yıldızlar ve atomlarla. Kendimizden geçtik kulluğun sonsuz hazzıyla. Tahiyyatlara oturduk kainatın temsilcisi sıfatıyla, hiçliğimizi fark edip Yaradanın huzurunda.. Secdelere vardık aşkımızın görülüp sezilmez doruklarında. Kanatlarla sarıldı emaneti yüklenen sırtımız meleklerin yurdunda. Tebriklerle musafahalaşmaya durdu insanlar ve melekler. Haya perdesini o an hissettik meleklerin temizliğini görüp de vicdanımızda. Pişmanlık bir kor gibi yaktı yüreklerimizi, günahlarımızı hatırlayınca..

Her gönül ardına bakıp kavruldu günahlarının ateşinde. Bir ah çekti ki sineler, parçalanırcasına. Bir ah çekti ki ruhlar çatlarcasına. Semalar hıçkırıklarla sarsıldı bir zaman..

Sonrası, sonra yankılandı bir mujde Resul yüreğinden kainata:
“Ey günahta aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz!”

O an sekine indi inanan gönüllere. Kullarım deyişteki şefkat, Kullarım deyişteki sahipleniş, tesellisi oldu yanık bağırların..

Sonra ne yapacağımızı bilmezliğin şaşkınlığındayken Nasuh tevbesini öğrettin ey Resul şefkatli sesinle. Nasuh secdesi yankılandı bütün gönüllerde. Sürseydi de sonsuza dek hiçbir inanan, vazgeçmezdi yine de secdeden bir an. Nasuh zaten buydu, baştan aşağı sonsuzlara kadar günaha pişmanlık yemini. Yandı gözyaşının ateşinde ne varsa; yakıldı her sine. Bir gönüller kaldı ortada. Bir gönüller yanmadı korda. Sevgisiyle doluyken Allah ve Resulunun, secdeye vardı başı gönlün. Ve ateşlere uzandı şefkatli elleriyle gülümseyerek her gönül. Bunu da yaratan Sen’sin Ey Allah’ım diyerek okşamak istedi kıvılcımları. Ve İbrahimleşirken her inan gönül, cennet bahçelerine dönerken ateşler, kıvılcımların her biri oldu binlerce gül..
Ve duyuldu sesi RABB’İN cennet semalarında:

“Selam olsun inananlara…!”

Yorum Yok

No comments yet

Leave a reply

You must be logged in to post a comment.